Fotoğraf tarihçilerinin pek çoğuna göre ilk Türk Müslüman fotoğrafçı olan Bahaettin Rahmi Bediz, Girit’ten İstanbul’a, oradan da İzmir’e uzanan hayatında sayısız tarihi kareyi ölümsüzleştirdi. İstanbul’da ünlü Resne Fotoğrafhanesi’ni kuran Bediz, burada Osmanlı saray çevresi ve dönemin önemli simalarının fotoğraflarını çekti. Ancak ekonomik zorluklar nedeniyle İzmir’e taşınarak Bahattin Bediz Fotoğraf Stüdyosu’nu açtı. Burada çektiği şehir manzaraları, arkeolojik alanlar ve günlük yaşam kareleri, İzmir’in görsel hafızasını oluşturan en önemli belgeler arasında yer aldı.

Araştırmacı yazar Metin Özer, İzmir’in kültürel mirasını belgeleyen en önemli fotoğrafçılardan biri olan Bahaettin Rahmi Bediz’in hayatına ışık tutuyor. Bediz’in belgesel değeri yüksek fotoğrafları, arkeoloji tutkusu ve sanat dünyasına katkıları, İzmir’in tarihini anlamak için eşsiz bir kaynak niteliğinde.

Rahmi Bey: Görsel tarihin sessiz tanığı

Bahaettin Rahmi Bediz, sadece bir fotoğrafçı değil, aynı zamanda tarihe tanıklık eden bir belgeciydi. Onun objektifinden süzülen kareler, bugün bile geçmişin izlerini geleceğe taşıyan en değerli kanıtlar arasında yer alıyor. Sadece İzmir’in değil, Anadolu’nun ve Osmanlı’nın tarihi hafızasını kayıt altına alan bir isim olarak, kültürel mirasın korunmasında büyük rol oynadı.

İzmir’e gönül veren fotoğrafçı

Metin Özer’in İz Gazete’ye aktardığı bilgilere göre, Bahaettin Rahmi Bediz, İzmir’in geçmişine tanıklık eden kareleriyle sanat dünyasında iz bıraktı. Knossos kazılarından Türk Tarih Kurumu’ndaki görevine kadar birçok önemli projede yer alan Bediz, fotoğrafçılığın bilimsel yönünü keşfetti ve bunu meslektaşlarıyla paylaşarak sanatın yaygınlaşmasına katkıda bulundu.

Girit’ten Galatasaray’a uzanan yolculuk

Bediz, Girit’te zengin bir ailenin çocuğu olarak doğdu ve ailesinin desteğiyle Galatasaray Lisesi’nde eğitim aldı. Ancak Osmanlı sarayının jurnaliyle İttihat ve Terakki üyesi olmakla suçlanınca, vatanına dönmek yerine Girit’e kaçmak zorunda kaldı. Burada bir kırtasiye dükkânı açtı ve tesadüfen vitrinine koyduğu bir İtalyan askerinin fotoğrafı, onun fotoğrafçılık kariyerinin başlangıcı oldu.

Fotoğrafçılık tutkusu nasıl başladı?

Bediz, eline geçen basit bir fotoğraf makinesiyle, ilk başlarda son derece amatör çekimler yaptı. Ancak İtalyan askerlerinin ilgisi sayesinde fotoğrafçılığa olan merakı arttı. Onların teşvikiyle, fotoğrafçılığı bilimsel olarak öğrenmeye karar verdi. Fransızca bilgisi sayesinde, Avrupa’dan kaynaklar getirterek fotoğrafçılığın teknik yönünü inceledi ve bu alanda hızla gelişti.

İzmir Barosu'ndan suç duyurusu: Tutuklanan gençler saldırıya uğradı İzmir Barosu'ndan suç duyurusu: Tutuklanan gençler saldırıya uğradı

Knossos kazılarından Osmanlı İmparatorluğu’na

Girit’teki siyasi çalkantılar sırasında, İngiliz garnizonunun özel fotoğrafçısı olarak çalıştı. Ünlü arkeolog Arthur Evans ile birlikte Knossos kazılarında yer aldı ve tarihin tozlu sayfalarını gün yüzüne çıkaran kareler çekti. 1898’de Girit’teki olayları belgeleyerek 17 Türk’ün idamını da fotoğrafladı.

İstanbul’da zor günler ve İzmir’e göç

Metin Özer’in verdiği bilgilere göre, Bediz İstanbul’a taşındıktan sonra burada birkaç fotoğrafhane açtı ancak artan rekabet ve ekonomik sıkıntılar nedeniyle iflas etti. Yardımseverliğiyle bilinen Bediz, kazandığı parayı hayır işlerine harcıyor, bu yüzden ekonomik olarak büyük sıkıntılar yaşıyordu. İstanbul’da işlerini kaybetmesinin ardından, ünlü İzmirli fotoğrafçı Hamza Rüstem’in davetiyle İzmir’e taşındı.

İzmir’in hafızasını objektifiyle kaydetti

İzmir’de Beyler Sokağı’nda bir dükkân kiralayan Bediz, burayı hem yaşam alanı hem de fotoğraf stüdyosu olarak kullandı. İzmir Belediyesi, ondan kentin belgesel niteliğinde bir albümünü hazırlamasını istedi. “Türk İzmir” adlı albüm, belediye tarafından basıldı ve İzmir’in görsel hafızasını oluşturdu. Aynı zamanda, düğünlerden sel felaketlerine kadar kentin her anını belgeleyen kareler çekti.

Türk Tarih Kurumu ve arkeoloji çalışmaları

Türk Tarih Kurumu’nda görev alan Bediz, Bergama, Efes, Sardes ve Afrodisias gibi antik kentleri belgeledi. Çektiği fotoğraflar, arkeoloji dünyasına büyük katkılar sundu. Bugün bile Bediz’in çektiği fotoğrafların arşivlerden çıkmasıyla yeni keşifler yapılıyor. Metin Özer, “Bende yüzlerce fotoğrafı var, hâlâ ‘Aaa bunu da çekmiş!’ diye şaşırıyoruz” diyerek, Bediz’in tarihe ışık tutan karelerinin önemini vurguluyor.

Sanat ve fotoğrafçılığa katkıları

Bediz, amatör fotoğrafçıları teşvik eden yarışmalar düzenledi ve mesleğin bilimsel yönünü öğreterek yeni nesil sanatçılara ilham verdi. 1928’de İzmir Belediyesi için hazırladığı Fransızca albüm “Smyrna”, uluslararası sanat çevrelerinde büyük ilgi gördü.

Bahaettin Rahmi Bediz’in mirası yaşıyor

Metin Özer’in anlattıklarına göre, Bahaettin Rahmi Bediz’in İzmir ve Anadolu’da bıraktığı eserler, sadece sanat açısından değil, aynı zamanda tarihî belge niteliği taşıyor. Soyadı Kanunu ile birlikte, Atatürk tarafından “Bediz” soyadı verildi ve bu onun sanatçı kimliğinin resmi bir yansıması oldu.

Bugün hâlâ onun yüzlerce fotoğrafı, İzmir’in tarihine ışık tutuyor. Sokaklardan tarihi yapılara, günlük yaşamdan büyük olaylara kadar uzanan geniş arşivi, geçmişin izlerini geleceğe taşıyor. Metin Özer, “İyi ki çekmiş, çünkü bunlar hepsi birer tarihi belge, birer kanıt” diyerek, Bediz’in İzmir için ne kadar önemli bir figür olduğunu vurguluyor.

Bahaettin Rahmi Bediz’in objektifinden süzülen İzmir, yıllar sonra bile hâlâ konuşulmaya devam ediyor.

Muhabir: SEMRA İĞTAÇ