İzmir’in tarihi Kemeraltı Çarşısı’nda, kalabalık arasında kaybolmaya yüz tutmuş bir dükkan… İçeriden gelen testere sesi, geçmişten günümüze uzanan bir mesleğin son temsilcilerinden Nedim Özpelit’in yıllardır değişmeyen ritmi.

Tire'den tüm Türkiye'ye yayıldı: İzmir'e özgü bu içecek şifa dağıtıyor! Tire'den tüm Türkiye'ye yayıldı: İzmir'e özgü bu içecek şifa dağıtıyor!

Kemeraltı’nın son marangozu: Çekiçle değil kalple şekillendiriyor

78 yaşındaki marangoz, 65 yıldır tahtaya şekil veriyor, ama asıl derdi bir başkasının bu işi devralıp almayacağı.“Bizi yetiştirecek kimse yok,” diyen Özpelit, artık çırak bulmanın neredeyse imkânsız hale geldiğini söylüyor. Babasından öğrendiği mesleği yaşatmaya çalışırken, modernleşmenin tahta kültürünü de yavaş yavaş unutturduğunu anlatıyor: “Eskiden herkesin evinde tahta tabureler, divanlar, elekler olurdu. Hamur açmak için tahta siniler kullanılırdı. Şimdi kimse almıyor, plastik ve fabrikasyon ürünler tahtanın yerini aldı.

“Her şeyi tahta ile şekillendirebiliriz”

“Tahta, sadece bir malzeme değil; sabrın, emeğin ve ustalığın aynasıdır” diyen Nedim Usta, marangozluğun sanıldığı gibi yalnızca masa, sandalye yapmaktan ibaret olmadığını vurguluyor. “Bir marangoz, evin en küçük detayına kadar her şeye dokunur” diyor ve ekliyor: “Kapı kollarından mutfak raflarına, oyuncaklardan bastonlara kadar aklınıza gelen her şeyi tahta ile şekillendirebiliriz. Hatta bir çocuğun ilk oyuncağını da, bir dedenin bastonunu da yaparız. Her birinde bir ömür birikir.” Usta, marangozluğun sadece fiziksel değil, aynı zamanda duygusal bir miras taşıdığını da hatırlatıyor.

Kemeraltı‘ndaki son ustalardan

İzmir’in Kemeraltı Çarşısı’ndaki eski balık halinde, Özpelit, tahta kasnaklardan pide tahtalarına, kuş evlerinden mutfak gereçlerine kadar pek çok farklı ürün üretiyor. Kendi elleriyle kestiği ve şekillendirdiği tahtaları, İzmir’in çeşitli köy ve ilçelerine siparişle gönderiyor. “Siparişi aldıysanız, zamanında teslim etmek esastır,” diyor ve ekliyor: “Benim için en önemli şey, işimi en iyi şekilde yapmak. Boş duramam, son ana kadar çalışmak istiyorum.” Ancak en büyük korkusu, mesleğinin zamanla kaybolması. “Benden sonra bu işi yapacak kimse kalmayacak.” diyor. Ama yine de umudunu tamamen kaybetmiş değil. 

Muhabir: SEMRA İĞTAÇ