Denk geldiğimiz ve yaşamak zorunda bırakıldığımız bu tuhaf, zorlu dönemde yeni yeni huylar geliştirdik sanki…
Önceden keyif aldığımız ortamlardan uzaklaşmaktık…
Daha tahammülsüz ve öfkeli bireylere dönüştük gibi…
Merhamet duygularımız artık her canlı için çalışmıyor mesela, farkında mısınız?
Yaratılanı Yaradan’dan ötürü sevmeyi çoktan geçtik.
Öldü mü, ölmedi mi, keşke ölse diye beklediklerimiz var!
‘Her fikre saygım var’ sözü tarihe çoktan tarihe karıştı.
Fikirler artık öfke ve saldırı konusu…
Çalışma, üretme hevesimiz de kalmadı…
Sanki…
Değil mi?
***
Bende bir durum daha var ki artık tehlikeli boyutlara geldi; ‘Erteleme’ tembelliği kabus gibi çöktü üzerime.
Her şeyi ama her şeyi erteliyorum.
Her akşam ‘Yarın artık kesin yürüyüşe başlayacağım’ diye yatıyorum.
Sabah kalkınca ‘Tamam ya, yarın başlarım’ diye evden çıkmamak için kendi kendime bin bir bahane üretiyorum.
Hatta bazen kendimi hasta hissetmek için uğraşıyorum; Boğazımda hafif bir gıcık mı var? Dur ateşimi ölçeyim… Galiba migrenim tutacak vs. diye kendime palavralar sıkıp yürüyüşü o gün de erteliyorum.
Her hafta, ‘bu hafta kesin pazara gideceğim, şevket-i bostanın zamanı geçti geçiyor, diyorum… Ama gidemiyorum.
O en sevdiğim ot ile buluşmamı yine bir hafta sonraya erteliyorum.
Bu gidişle enginar zamanını da kaçıracağım.
***
El alemin bahçesini görüyorum, mis gibi.
Renk renk çiçekler, bir köşede minik bostan… Budanmış, bakımlı meyve veren ağaçlar…
Bir de benimkine bakıp ağlayasım geliyor.
Mahallenin kedileri bile tenezzül edip hacet gidermeye gelmiyor. Öyle bir virane halde.
Diyorum ki, sabah kalkar kalkmaz bahçeyi toparlayacağım. Lucie’yi arayıp bakımsızlıktan meyve vermeyen ağaçlarım için ne yapmam gerektiğini bininci kez soracağım… Ama bu kez aksiyon alacağım.
Fakat gel gör ki sabah uyanınca yine yanlarım ağrıyor! Bu işi de bir sonraki güne erteliyorum.
***
Size, kendime ve gazete yönetimine yüz kere söz verdim. Artık daha çok ve düzenli yazacağım, diye.
Ama olmuyor…
Tamam, kararım karar!
İsteğim istek!
Ekrem’in kulakları çınlasın; Heyecanımız yüksek, gençliğimiz var!
Ama bunlar hep gece yatmadan önce var…. Sabah kalkınca fısss!
Bir uyanıyorum işte yine araba yan yatıyor, çamura batıyor ve ben bu kararımı da erteliyorum, erteliyorum, erteliyorum.
Bu iş böyle sonsuza kadar uzayacak gibi hissediyorum.
Sanki tombiş bir yürüyen erteleme tuşuyum! Çalan alarmları kapata kapata, yaşamıyor, bu dünyada zaman dolduruyorum.
Bahsettiğim dillere destan Öncel tembelliği değil!
Bu başka bir atalet… Başka bir ‘sanki biri fişimi çekmiş’ hissi…
Aşamıyorum.
***
Oysa biliyorum hayat, her anıyla bir armağan.
Bugünü yaşamak yerine yarını beklemek aptallık.
“Hayatı erteleme hissi” de modern çağın en yaygın psikolojik tuzaklarından biri…
Tamam ama bilmek uygulamaya geçmeye yetmiyor.
Bir motivasyon gerek… Bir amaç…
Galibe ben onu bulamıyorum.
Bir de tabii bu ülkede korkuyla yaşamamıza neden olan bir çok parametre var.
Ben de yalnız yaşayan biri olarak sürekli olarak geleceğimin akıbetiyle ilgili korkmaktan bugünümü yaşayamıyorum.
Sizde durum ne?
Yoksa hepiniz sınıfı geçtiniz de bir tek ben mi erteleme sınavlarında debelenip duruyorum?