Dünyada aklı başında liderlerin saygı duyduğu bir kişi, daha doğrusu bir dünya lideri var; Mustafa Kemal Atatürk. Savaşıp yendiği tüm devlet başkanları ona hayrandı.
Öldüğü zaman bir iddiaya göre bir İtalyan radyosundan şöyle bir anons yayınlandı: Sezar, İskender, Napolyon ayağa kalkın. Büyüğünüz geliyor! Atatürk’ün naaşı taşınırken savaştığımız, savaşmadığımız tüm ülkelerin liderleri, temsilcileri vardı.
Atatürk’e duyulan saygı ve hayranlık bugün de sürüyor. UNESCO, 1978 yılında ki genel kurulunda, 27 Kasım 1978’de, 1981 yılının Atatürk yılı olarak kullanılmasına karar verdi.
Karar metni şöyle: “UNESCO Genel Konferansı; Uluslararası anlayış iş birliği ve barış yolunda çalışmış üstün kişilerin gelecek kuşaklar için örnek olacakları inancıyla, Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yıl dönümünde, 1981 yılında anılmasını kararlaştırmıştır. UNESCO'nun ilgilendiği tüm alanlarda Atatürk'ün olağanüstü bir reformcu olduğu göz önünde tutularak, özellikle sömürgecilik ve emperyalizme karşı en önce açılan savaşların ilk liderlerinden biri olduğu kabul edilmiştir. Atatürk'ün dünya ulusları arasında karşılıklı anlayışın, sürekli barışın kurulması için çalışmaları olağanüstü bir örnektir. Tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din ve ırk ayrımını gözetmeden, bir uyum ve iş birliği çağının doğacağına olan inancını anımsatarak, eylemlerini her zaman barış uluslararası anlayış ve insan haklarına saygı yönünden yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti'nin Kurucusu Atatürk'ün kişiliğini ve eserinin çeşitli yönlerini ortaya çıkarmak üzere, 1980 yılında yapılacak sempozyum hazırlıkları için Türk Hükümeti ile UNESCO'nun iş birliği yapmasına karar verilmiştir."
Bu karar metninin her tümcesi derin anlam taşıyor. Bu karar metninde ifade edilen kriterlere uyan başka bir lider bugüne dek bulunamadı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk UNESCO’nun doğumunu kutladığı tek lider oldu.
Emperyal ülkeler Kurtuluş Savaşı sonrasında kurulan bağımsız Cumhuriyetimizi yine parçalamak için hala uğraşıyorlar. Bazı devletlerin liderleri veya istihbarat örgütleri bölgemizde yeni örgütler kuruyor, bazı partilerin elemanlarını, öğretim üyelerini, toplumda bilinen kişileri medyada ön plana çıkarıyor. Her ne kadar Atatürk’ü koruma kanunu olsa da 1950’lerden beri Atatürk karşıtı söylemler, hurafeler kendisini yıpratmak için kamuoyu ile paylaşılıyor. Bazı iddialar da “gizliden gizliye” halk arasında işlenmeye çalışılıyor.
Ancak, ortada bir gerçek var ki; siyasi düşüncesi, dini inanışı, eğitim durumu ne olursa olsun Türkiye’de halkımızın büyük çoğunluğu varlığını bağımsız bir ülkede yaşama ve özgür ibadet hakkını Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşları ve savaşan şehit veya gazi olan halkımıza borçlu olduğunun bilincinde.
Türkiye’yi ekonomik olarak teslim alanlar, devletin Cumhuriyetle birlikte kurulan temel kurumlarını yok ederek sistemi “işlevsiz” hale getirmenin peşindeler. Ancak düşünce olarak direnen bir kesim var; o da 86 milyonun ezici çoğunluğunun Atatürk sevgisi ve saygısı. Bu sevgi ve saygıyı yok etmek için bazı organizasyonlar yapılıyor. Bunlardan birisi de HÜDA-PAR tarafından 15 – 16 Şubat 2025 tarihlerinde Diyarbakır’da yapılan Kürt Meselesine İnsani Çözüm Çalıştayı.
Sonuç bildirgesi medyada fazla ilgi görmedi. Sonuç bildirgesini bir başka yazıda değerlendireceğim, ancak bir maddeyi hemen vurgulamak istiyorum. Bildirgede bir maddede diyor ki: “Kürtleri birbirinden ayıran Skyes-Picot sınırları sembolik hale getirilmeli.”
Sykes-Picot Anlaşması 16 Mayıs 1916’da imzalanan gizli bir anlaşmadır. Doğu Karadeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Mezopotamya, Suriye, Filistin, Basra Körfezi ve Kızıldeniz arasında kalan bölgenin Rusya, Fransız ve İngilizler tarafından nasıl yönetileceğine ilişkin bir anlaşmadır.
Şimdi bir çalıştayda Sykes-Picot Anlaşması’ndaki sınırları gündeme getirmek, tarihi 1916’ya çekerek daha sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletini yok saymaktır.
Cumhuriyetimizi parçalamak isteyenlere karşı uyanık olmalıyız.